Belgrad 2.gün


2.Gün

Sabah 9:00 da yürüyüşümüze Belgrad’ın ikinci büyük halk pazarı Zeleni Velac ziyareti ile başlıyoruz.


 Sırpça ve Türkçenin ortak 300 den fazla kelimesi olduğunu biliyor muydunuz?





Fotoğrafta gördüğünüz waffle ürünlerinden aldık. Akşamları üzerine çikolata sürerek yedik. Nefisti. Tavsiye ederim.Paketi sadece 100 dinar.



Daha sonra Pavarotti,Steven Spielberg gibi  ünlülerin konakladığı Hotel Moskova’da fotoğraf çektiriyoruz.



Terajiye meydanına ilerlerken eski(Stari Dvor) ve yeni sarayları görüyorsunuz.Yeni sarayda Sırbistan devlet başkanı ikamet ediyor.





Devlet başkanlığı sarayı



 Ardından bu yapıların ortasındaki parkın hemen arkasındaki Ulusal Meclis ve devamındaki  St. Mark Kilisesini geziyoruz. Kilise etrafında çok sayıda dilenci var. Bizdeki durumun aynısı…



Ulusal Meclis...



St. Mark Kilisesi...






Dilenciler...




Daha sonra yemek için rezervasyonumuza bir saatten fazla vakit olduğu için Tasmagdan Parkında mola veriyoruz. Park oldukça büyük ve gezmesi keyifli. Eğer çocukla gidiyorsanız bir de oyun alanı var.

Tırmanmanız için irili ufaklı iki kule de mevcut.

Bana poz vermek isteyen gençler :)




E oraya kadar gidip zirve yapmadan dönmek olmazdı...








Daha sonra yemek rezervasyonu yaptırdığımız mekana doğru ilerliyoruz. Mekan hemen Nikola Tesla müzesinin karşı çaprazında. Rezervasyonu önceden yapıp iyi bir masa istediğimi söylediğimden cam kenarı masamız bizi bekliyor. Dana biftek, cevapi ( İnegöl köfte,kiremitte) ,körili tavuk söylüyoruz. Yemekten önce sunulan mısır ekmeği karadeniz usulü. Gayet başarılı.

Na Cosku Resturant









Yemeğimizin ardından aylardır hasretle beklediğimiz Nikola Tesla müzesine gidiyoruz. Her saat başı İngilizce  konuşan rehber eşliğinde Tesla’nın hayat hikayesi ve bilime katkılarını öğreniyoruz. Müzeyi görmeden ve deneylere bizzat katılmadan dönmeyin.Pişman olursunuz.





Tesla'nın kasası...


Tesla bobini...


Deney aletleri...

Asenkron motorun mucidi Tesla...




Rehber bu odada anlatıyor...


Daha sonra literatüre Tesla bobini olarak geçen deney seti ile floerasanı elimizle tutup 500 KV (evet tam yarım milyon volt) ile starter olmadan elimizde yanışını seyredip mest oluyoruz.


500 KV 'un parmaklarınızın arasından geçme hissi inanılmaz...



Evet evet bu 500 KV!!!




 Tesla daha 21 yaşında iken Niagara şelalesinden elekrik üretme hayali kurduğunu ve bunu sonradan gerçekleştirdiğini. Asenkron motorlar ve kablosuz bağlantıyı nasıl icad ettiğini öğrenip saygı duyuyoruz. Edison’un ne kadar ucuz biri olduğu bir kez daha anlıyoruz. Alternatif akımın kötü olduğunu göstermek için kalabalıklar önünde filin ayaklarına AC akım verip dumanlar çıkıp ölünceye kadar şov yaptığını düşündükçe…

Nikola Tesla müzesi kesinlikle görmeniz gerek bir müze.Giriş sadece 500 dinar.

Biz içeriye girerken yağmur çiseliyordu. Çıktığımızda havanın tekrar açtığını görüp mutlu oluyoruz.


Bu arada oğlumuz İlber Angry Birds dondurması istiyor onu da alıp yola devam ediyoruz.



Nikola Tesla müzesinden Slavija Meydanı’na geçiyoruz.




Park görevlisi ceza keserken ;)




 Tramvay raylarını takip ederseniz tepede tarihi Sava Kathedraline göreceksiniz.







Bu kilise dünyanın en büyük Ortodoks kilisesi ve ilk on büyük kilise arasında. 10000 dua eden ve oturur vaziyette 800 sanatçıyı misafir edebiliyor. Gittiğimizde restorasyon çalışmaları devam ediyordu.

Dışarıda Belgrad üniversitesi alman dili ve edebiyatı bölümünde profesör olan Andrea ile bir süre sohbet ediyoruz. Ülkemizde bu yaşta bir profesörün olamayacağını ne kadar başarılı olursa olsun zamanını beklemesini ya da ne kadar yetersiz olursa olsun bir akrabası varsa hemen akademik kariyer basamaklarını tırmanabileceğini düşünüyoruz. Mailleri birbirimize verip kısa bir dinlenmeden sonra tekrar yola çıkıyoruz.



Tramvay güzergahından tekrar Slavija meydanına dönüyoruz. Nemanjina caddesi üzerinden 1999 yılında Nato tarafından yıkılan savunma bakanlığı binası kalıntılarını ( benzer binaları Saraybosna’da görmüştük. Fakat Saraybosna’nın hemen hemen her yerinde yıkılmış binalar gördük. Asıl saldırıyı yapan Sırbistan’ın yıkılan tek binasının Boşnaklar tarafından değil de Nato tarafından yıkılmış olması asıl mağdurun kim olduğunu gösteriyor. Sırbistan tarihin İsrail’i gibi. Füze atar ama kendisine taş atılınca yaygarayı koparıverir.)


Yolumuza dışişleri ve Sırbistan Demiryolları binalarını görerek devam ediyoruz.

Dışişleri bakanlığı...


Nato bombardımanı sonrası yıkılan bina...




Tarihi Belgrad garı...





Peronlar ve biz...




Tarihi Belgrad istasyonunu içi evsizlerin mekanı olmuş. İpek ve İlber ile peronları geziyoruz. Aslen bizim tarihi Sirkeci Garına benzer bir yanı var. Diğer çıkışından çıkarak arkadaşlarımızla buluşuyor ve biraz dinleniyoruz.




15 dk dinlendikten sonra  yine rayları takip ederek prenses Ljubica’nın evine gidiyoruz. (Princess Ljubice) . Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan bir ev. Türkiye’de içi aslına göre korunmuş daha iyi örneklerini gezdiğimizden dışarıdan fotoğrafını çekmekle yetiniyoruz.




Duvar boyayan sokak sanatçıları...





Prensesin evi...


Evin hemen sol çaprazında St. Micheal Kilisesi ( Saborna crkva )  var.  Burası evlenme ve vaftiz törenlerinin yapıldığı Belgrad’daki en önemli kiliselerden biri. İçi gezdik. Kesinlikle kaçırmayın. İçeride ibadet eden 70 yaşlarındaki bir  bayan nereli olduğumuzu sordu. Türk olduğumuzu söyleyince çok sevinerek “hepimiz aynı köklere sahibiz,biz sizi çok seviyoruz” dedi. İlber’i kollarından ve ellerinden defalarca öperek “Tanrı seni korusun”dedi.





 Kilise ziyareti sonrası Kran Petra caddesi üzeirndeki “?” Question Mark, Sırpça “kafana” restoranını gördük. Gelmeden önce araştırmalarımda hikayesi ilgimi çekmişti.Yorumlardan yemeklernin pek iyi olmadığını duyduğumdan dışarıdan fotoğrafını çekmek yeterli geldi.

"?" Restoran...





 Knez Mihailova caddesindeki müzisyenler oldukça başarılı...







Kral Petra caddesi ( en eski caddelerden biri) üzerinden tekrar Knez Mihailova caddesine çıkarak günü sonlandırdık. Sabah 9:00 da başlayan yürüyüşümüz akşam saat 7:00 gibi son buldu. Yorgun bir şekilde odalarımıza çekildik. Hafif dinlendikten sonra tekrar almayı unuttuğumuz şeyler için Maxi adlı markete gittik ( gezerken gördüğünüz marketleri hafızanıza kaydedin çünkü adım başı market yok )


 Daha sonra Strahinija Bana caddesi üzerinden bohem hayatının günümüzdeki örneği Skadarlija sokağına gittik. Belgraddaki en meşhur sokak burası. Sokak o günlerde kiraları çok düşük olduğu için tercih edilirmiş. Gerçek sanatçılar o zaman da parasız olduğundan sokak genelde sokak sanatçılarının uğrak yeriymiş. Burada yaklaşık 200 yıllık tarihi olan türkçesi üç şapka olan Tri Sesira için önceden rezervasyon yaptırmıştım. Nasıl bir yer olduğunu görelim diye sokağı ve satıcıları gezmek istedik. Vildan abla birbirinden güzel oya işlemeler aldı. Üstelik Türkiye’deki fiyatların dörtte bir fiyatına. Burada tanıştığım Mila’ya akşam yemeği için  Tri Sesira’nın iyi bir tercih olup olmadığını sordum.Duymak istediğim teyidi aldıktan sonra taverna tınıları eşliğinde sokaktan ayrıldı.

Bu esnada İlber karnının çok acıktığını söyledi. Big Pizza’da tavuklu-peynirli büyük dilim pizza ile kolaya sadece 220 Dinar (5.5 TL)  ödedik. Kesinlikle tavsiye ederim.

Bizde hemen karşısındaki köfteciden saraybosna köftesi yemeyi tercih ettik. Köfte oldukça büyüktü. Çok zor bitirdik. Dönüş yolunda cumhuriyet meydanında )  (republic square)  günün yorgunluğunu atıp kısa bir değerlendirmeden sonra gece 11:30 gibi ( sokaklar çok güvenli) evimizin yolunu tuttuk.


İkinci günün sonu.

Belgrad 3. gün yazısı 

0 yorum:

Yorum Gönderme